Tarihi yarımada’dan bir tasarım hikayesi…

Tarihi yarımada’da bir tasarım hikayesinin içinde oluşum, farklı bir dünyayı tanımama vesile oldu.

Tasarımcı Özlem Tuna’dan bahsetmek istiyorum… Duymuş olabilirsiniz çünkü 10 yılı aşkın süredir Kapalıçarşı ve hanlar bölgesinin geleneksel el işçiliğini korumaya, kullanmaya önem vermiş geleneksel ile modern’i tasarımlarında farklı teknikler ile birleştirmiş bir isimden bahsediyoruz.
Ben kendisini çok yakın bir arkadaşım vesilesi ile uzun zamandır tanırdım aslında, bu tanışıklık iş konusunda da yollarımızı kesiştirdi bir süre önce… Özlem Tuna markasının Dijital iletişimini üstlenirken etkileyici bir dünyaya da adım atmış oldum.

Tasarım dünyasına öyle çok yakın biri değilim. Güzel olanı sever, alır, kullanır, sebep olduğu şıklık ile gurur duyarken, nasıl bir yoldan geçtiğini bilmez hatta pek de düşünmezdim… Şimdi biliyorum. Haftalarca süren fikir aşaması, çizimler, son karar ve üretim süreci… Parmağıma taktığım bir yüzüğün nasıl bir yoldan oraya geldiğini görüyorum. Kahvemi içtiğim bir fincanın porselen çamurundan nasıl o kahveyi bana keyifle içiren harika bir kahve fincanına dönüştüğünü gözlemliyorum.

Tarihi yarımada’nın eski sokaklarında, izbe görünümlü hanlarda usta ellerde şekillenen tasarımlar sadece birer takı, obje olmaktan çıkıyor, hikayesini yaşatır hale geliyor. Evet bu tasarımların farkı da biraz burada; hepsinin birer hikayesi var ve elinize aldığınızda sizi etkileyen de bu hikayeleri okutuyor olması bence… Yaşadığı çevreden etkileniyor tasarımcısı, o soğuk hanların, yüzyıllar boyu yaşanmışlıkların etkisi ile ortaya çıkıyor hikayeleri fakat bu hikayeler yazılmıyor, çiziliyor ve tek tek emek verilerek bizim şıklığımıza şıklık katan takı tasarımlarına, evimizin ruhunu değiştiren ev aksesuarlarına dönüşüyor.

Ürünlerini incelemek için burayı TIKLAYIN

0

Henüz Yorum Yapılmamış.

Yorumunu Duymak İsterim

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir